Günce

“Gebelik var mı?”

bonjourr

Herkese bonjour! Size bir sır vereyim mi? Yemek yemeye ba-yı-lı-yo-rum! Yemek yapmaya da! Lisedeyken bir arkadaşım vardı, incecik. “Ben yaşamaya devam edebilmek için yemek yiyorum” derdi, götürürdü pizzaları-hamburgerleri ve bir gram almazdı. Bense yemek yapmak ve yemek için yaşıyorum diyebilirim. Yemek yapmayı sevmenin bir iyi bir de kötü tarafı var. İyi tarafı, canın çektiğinde pat diye pasta, pizza, mantı yapabiliyorsun üşenmeden. Kötü tarafı ise canın çektiğinde pat diye pasta, pizza, mantı yapabiliyorsun üşenmeden. Bilmem anlatabildim mi?

Yakın zamana kadar kiloluydum. Aşırı değil belki ama hatrı sayılır bir 18 kilo fazlam vardı. Nedeni ise çok basit: ne istersem, ne kadar istersem, ne zaman istersem yiyordum. Bu aslında küçük yaş çocukların gelişiminde sürekli görülen bir şey: “her şeyi, hemen, bir arada istiyorum”. Tek bir fark var, artık çocuk değilim. Yapılan seçimlerin yol açtığı şeyleri kabullenmek ve daha da önemlisi bunların sorumluluğunu üstlenmek büyümenin temel taşlarından. Peki ne itti beni “büyümeye”? Bu 18 kiloyu vermeye?

Yaş 26, yeni evlenmişim Mösyö V ile, düğünden sonra Fransa’ya geri dönüyorum. Tam uçağa binicem hostes tatlı bir gülümseme ile sordu: “Gebelik var mı?”. “Ne? Pardon? Nasıl yani? Yoook !?” Ergenliğim boyunca hızlı kilo vermek için yaptığım onlarca rejim (Hollywood diyeti, lahana diyeti, bikini diyeti vs.) ve her seferinde yaşadığım başarısızlık anları ya da verilen ama bir yıldan sonra geri gelen kilolar… Hepsi o anda toplandı ve “yeter be!” dedirtti. Bana gerekli olan şey rejim değildi, beslenme şeklimi değiştirmekti.

Jacques Fricker diye Fransız bir doktorun yaptığı bir beslenme programını izledim ve beş ayda 12 kilo verdim. Sonra hayatıma bir Amerikalı girdi (Michael Pollan) ve toplamda bir buçuk yılda 18 kilo verdim. Yeme şeklim değişti, yemek ile olan ilişkim değişti. Belki onlardan öğrendiklerimi başka bir yazıda paylaşırım. Peki ya sonra?

Sonrasında “gebelik var mı?” diye sormaya gerek bıraktırmayan görkemli bir hamilelik yaşadım. Çok sağlıklı beslendim (üstelik Banu’nun bir yazısında bahsettiği gibi şeker yemeyi kestiğimiz bir yıla denk geldi) ama buna rağmen minnoşum için karnımda adeta bir şato kurdum ve 18 kilo alarak 9 muhteşem ayı tamamladım. Bazen güldürüyor beni bu matematiksel tesadüf.

Hâl böyle olunca ben yine Fransız doktor civanıma sarıldım ama aradan geçen 4 yıl bu işi artık yalnız yapabilecek cesarette olmadığımı gösterdi. Banu ile zaten yazışırdık, pek sevişirdik. Onun sayesinde Başak ile tanıştım. Kısa zamanda gördük ki gönüller bir olunca kilometreler pek fark etmiyor. Hatta yüz yüze hiç tanışmamış olsan bile! Şimdi ABD-Fransa-Türkiye şeytan üçgeninde iyi beslenme yolunda birbirimize destek oluyoruz. Tarif paylaşıyoruz, kafa patlatıyoruz ama en önemlisi bol bol gülüyoruz ve yolculuğun tadını çıkarıyoruz. İyi ki Banu’cuğumun aklına gelmiş böyle bir günce açmak. Bize keyifli bir yoluculuk güncesi olacak ve belki de başka birisini “yeter be!” anına hazırlayacak.

Haydi yelkenler fora ve Fransızların da dediği gibi “bon vent” !*

*iyi rüzgârlar diyelim 😉

Fotoğraf: I. Morin

Advertisements

2 thoughts on ““Gebelik var mı?”

  1. Pingback: Pişman Olmayanlar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s