Günce

Yaşasın, Bugün Pazartesi!

Bugün Pazartesi…

Yeni bir hafta, biliyorsunuz, kuş gibi uçup gidecek. Ofiste ilk saatler, okulda ilk dersler önümüzdeki Cuma’nın hayalleriyle buğulanacak. Mesai arkadaşınızın hafta sonu nasıl eğlendiğini dinlemekten, istatistik hocasının bahsettiği standart sapmadan, patronun haftalık toplantısındaki talimatlarından zerre tat almayacaksınız. Hele bir de hava açık olursa! Dışarıda bahar “hişt pişt” demeye hazırlanırken, bir de bu ruhsuz işlerle uğraşmak! Zaten aklınız sabah bir türlü içine sığamadığınız, geçen bahardan kalan devetüyü pantolonunuzda kaldı. Bahar demek, kat kat giysilerden sıyrılmak demek. Off, bitmeyecek bugün!

Yoo, hayır. Hiç de böyle olmak zorunda değil. Çevrenizde herkes “Pazartesi Sendromu”ndan söz ediyor diye siz de o acıyı iliklerinizde hissetmek zorunda değilsiniz asla! Yeni bir güne uyanabilmiş olmanın avantajına sahipsiniz her şeyden önce! Yataktan kalkıp, pencereyi açıp, yaşadığınız şehrin havasını soluyabilmek az iyilik sayılmaz hem…

yasasin_pazartesi
Dario Moreno, Kadifekale, İzmir

Varoşta ya da yalıda uyanmış olun bu sabah, işte yepyeni bir gün önünüze serilmiş ve siz nasıl isterseniz öyle hissedebilirsiniz bugün! Sabah bilinçle aldığınız ilk solukta bir memnunluk mu duyacaksınız, yoksa binlerce kez olduğu gibi bir serzeniş mi? Doğrusu ben yaşamamı sağlayan atmosfere teşekkür etmeyi seçtim bu sabah…

Yoo, hayır, içime Pollyanna kaçmadı. Ve üstelik bu iyimserliği, bütün bir hafta hemoroid sıkıntısı ile kıvranmış biri olarak yazıyorum. Ah, yeri gelmişken; evet, saat gibi çalışan bağırsaklarınıza, sizi zorlamayan rektal kaslarınıza da teşekkür edin bugün mesela! Sonra da hafif ya da ağır hastalık çekenler için şifa dileyebilirsiniz, yüreğinizden…

Bir şeyi kabul etmek zorundayız: Biz insanlar, mutlu olmak için evrilmedik. Belki sıkı bir Adnan Oktar taraftarısınızdır; orasını bilemem. Ama değişim diye bir şey var, kabul edelim. Grip virüsü bile her sene değişiyorken, insan hiç evrilmemiş olabilir mi? İçinize siniyor mu bu düşünce? İster Tanrı yasaları gereği deyin, ister doğanın ayıklaması, ama o evrim var ve bizi ne mutlu olalım diye büyüttü ne de sağlıklı olalım diye… Doğanın evrimimizdeki amacı bizden sonraya nesiller bırakmaktı. Bütün bir seneyi dünyanın en eski gölü Baykal’ın dibinde larva olarak geçirip, hepi topu bir hafta olan ömrünü üremek için tüketen Sibirya sinekçikleri gibi… Mutluluğun peşinde çırpılmıyor o kanatlar! Seneye yine gölün dibinden çıkacak olan bir haftalık ömürlü sinekçikler var olabilsin diye tüm o çaba…

Yoo, hayır. Mutlu olmak ya da sağlıklı olmak için uyarlanmadık belki; ama bilinç sayesinde kavramlar yarattık ve peşine düştük. Vücutlarımız bulduğu her fazladan kaloriyi saklamaya uyarlanmış ve bu yüzden egzersiz de hiç “insan evrimi”ne dahil değil. Yeme dürtümüz de hareketsizliğimiz de oldukça “doğal” yani…

Öte yandan bugün yaşadığımız modern yaşam koşullarında yaşamak için de uyarlanmadık hiçbirimiz… Yerleşik hayata geçişimizin bilinen en eski tarihi bile on iki bin yılla sınırlı… Elimizi uzattığımız anda sofralarımızda şölen yaratabilme hızımız deseniz “daha dün” elde ettiğimiz bir lüks… Uyarlanmadığımız şartlarda, alışık olmadığımız bir bollukla yaşıyoruz. Ama o sayısız kod barındıran DNA, “fazla bulduğun enerjiyi aman ha depola” demesini çok iyi biliyor. Başa çıkabileceğinden fazla enerjiyle karşılaştığında ise kapımızı önce şişmanlık çalıyor; sonra şişmanlığa bağlı hastalıklar.

Yoo, hayır. “Yemek buldun, ye” felsefesine ve yan gelip yatmaya uyarlanmış olmamız, bu uyarlanmanın zincirlerine mahkum olduğumuz anlamına gelmiyor. Bu kadar milyon yılda kat ettiğimiz yola haksızlık olur. Keza bir de kültürel evrim diye bir gerçek var. Vücut, kültürel evrimin hızına ayak uyduramadığında kurtarıcısı yine kültür oluyor. Kültür dediğimiz, en basit ifadesiyle, genetik olarak aktarmadığımız, ama öğrendiğimiz her şey…

Biz ki en karmaşık problemleri çözebilen varlıklarız, önümüze serilen festival sofrasının üstesinden gelemeyecek miyiz? Göbeğimizde, kalçamızda, baldırımızda yuvalanan yağ hücreleriyle mi başa çıkamayacağız?

Bugün madem Pazartesi… Madem yeni bir hafta başlıyor… Neden bugün evrimin bize bu küçük şakasına cevap vermeye başlamayalım? “Heeerkes” Pazartesi sendromu yaşarken, biz neden “Yaşasın, bugün Pazartesi ve ben bugün vücuduma iyi davranmaya başlıyorum!” demeyelim? Bugün yağmur da yağsa, güneş de açsa neden kendimiz için bir şeyler yapmayalım?

Mesela, önce hayatımızda bizi daha iyi edecek olanlara daha çok yer vermeye başlayalım… Mesela, bugün biraz dans edelim… Mesela, bostancıya şükranla biz kase Yedikule marulu yiyelim; tabldottaki pazı yemeğini minnetle çatallayalım… Mesela, daha iyi beslenmek için neler yapabiliriz diye biraz kafa yoralım. Ya da vaktiyle kafa yoranlar neler diyorlar bir bakalım… Mesela İdil’in bu konuda önerdiği kitabı bulalım ya da bekleyelim İdil bize anlatmaya devam etsin. Biz de bu arada kendimiz için, ama önce kendimiz için daha iyi ne yapabiliriz diye düşünelim ve harekete geçelim.

Evet evet! Bugün Pazartesi ve biz bugün kendimizi çok iyi hissetmeyi seçeceğiz! Dünya ve memleket aksine çalışsa da içimizdeki hissi kimse elimizden alamayacak! Kaç milyar yılın emeğiyiz biz! Kendimizi yedirmeyiz!

Advertisements

One thought on “Yaşasın, Bugün Pazartesi!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s